Niğbolu Muharebesi

Niğbolu Savaşı Özeti
Niğbolu Muharebesi, 25 Eylül 1396 yılında Osmanlı’ya karşı oluşmuş bir Haçlı Ordusu ile arasında geçen ve Osmanlı’nın kesin galibiyeti ile tamamlanmış bir savaştır. Bu savaş Tuna Nehri civarlarında ki Niğbolu Kalesi’nde meydana gelmiştir. Aynı zamanda Hristiyanlar yada Avrupa tarafından Niğbolu Haçlı Seferi diye bilinmektedir. Savaşa katılan ülkeler ise şöyledir :
- Genova Cumhuriyeti
- Lehistan
- Fransa
- St. Jean Şövelyeleri  
-Macaristan
- İskoçya Krallığı
- Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu
- Eflak
- Venedik Cumhuriyeti
- İngiltere Krallığı
-Eski İsviçre Konfederasyonu


Niğbolu Savaşından Önceki Durum Ve Hazırlıklar


Haçlı cephesi yönünden biraz bahsedeyim.

Niğbolu, 1394’te Osmanlı tarafından alınmadan önce Bulgar Çarı olan İvan Şişman’ın başkenti statüsündeydi. Aynı Çar’ın kardeşi olan İvan Strasimis ise Vidin Kalesi’nde hâkimiyeti sürüyordu ama Osmanlı’nın vasal devleti konumundaydı. Her yıl Osmanlı’ya vergi niteliğinde haraç ödüyordu. Aynı zamanda o zamanın Macaristan Krallığı ile Osmanlı arasında artık herhangi bir ülke kalmamış hepsi Osmanlı hakimiyetine girmişti böylelikle iki devlet sınırları birleşmişti. Venedikliler ise ticaret için kullanılan bölgelerin- özellikle Mora ve Dalmaçya kıyılarındaki- Osmanlı tarafından alınacağı ve kendisinin denizlerdeki ticaret hakimiyetinin son bulacağı korkusu çok büyüktü. Ceneviz Cumhuriyeti cephesinde ise Osmanlı’nın Karadeniz ticaretini yaptığı bölgelerden olan Amasra, Sinop ve Kefe gibi yerlerinden elinden çıkacağı ve olası bir İstanbul fethiyle kendisinin daha da sıkıntıya gireceğinin endişesini taşıyordu.


Niğbolu Savaşı Haritası
Niğbolu Savaşı’na yada haçlı seferine biraz dini açıdan ve dönemin savaşları kısmında bakarsak durum şöyledir: Savaştan önce Papalık ikiye ayrılmış ve birbirlerine düşman durumdaydı. Papaların bir tanesi orijinal yeri Roma’da bulunurken diğer Papa Fransa’nın Avingon bölgesinde hüküm sürüyordu. Bu Haçlı Seferi’ni başlatan Avingon Papasıdır. Bir fermanla Osmanlı’ya bir Haçlı Seferi başlattığını söyler. Bu arada İngiltere ve Fransa o ünlü Yüz Yıl Savaşları içerisindeydiler. Ama bu sırada ufak bir barış dönemi yaşanıyordu. Bu dönem içinde Fransız Kralı ve İngiliz Kralı yapılacak olan Haçlı Seferi’nin maddi konuları açısından mutakata varmışlardı. Bu süreden önce çoktan Fransız diplomatları Macaristan’daydı. Dönemin Macaristan hükümdarı Sigismund ile Haçlı Seferi hakkında görüşmeler üzerindeydiler.


Haçlıların Harekete Geçişi ve Planları

Niğbolu Savaşı’nın Haçlılar açısından planları Buda’da yapıldı. Macar Kral Sigismund’un düşüncesine göre Osmanlı’nın orduları kısa sürede toparlanabildiği için hemen karşılarına çıkacaklarıydı. Bu konuda Eflak Kralı Mircea tecrübeliydi çünkü kendisi bu gibi durumlarda Osmanlı’ya karşı birkaç başarı elde etmişti. Ama sanıldığı gibi olmadı. Karar eldeki birliklerin Tuna Nehri boyunca ilerleyip Karadeniz’deki donanma desteğiyle yine Tuna Nehri’nde birleşmekti.

Niğbolu Savaşı Temsili
Ordular birleşip ilerlemeyi sürdürdü. Bu ilerlemede bazı Osmanlı kalelerine kalelere saldırdılar. Bunlardan biri bahsettiğimiz vasal devlet olan Bulgar Krallığı’nın tuttuğu Vidin kalesiydi. Bu kalede direnen Osmanlı güçleri-çoğu Voynuk olan- kalenin iç kısmı alınınca Haçlı kuvvetleri tarafından tümü kılıçtan geçirildi. Bu savaşın sonunda ise 200 küsür Fransız askeri şövalye unvanını aldı. Bir diğer kale, nehrin yolunu koruyan Rahova Kalesi idi. İçerideki Osmanlı garnizon kuvvetlerinin başı, Haçlılara bir haberci gönderdi. Eğer kendilerine zarar gelmezse kaleyi kendilerine bırakacaklarını söylüyordu. Macaristan Kralı Sigismund bu teklifi olumlu karşıladı. Ama başta Fransızlar olmak üzere Burgindilli şövalyeler buna karşı çıkıp şehirde büyük bir kıyım yaptılar. Katlettiklerinin arasında hem Müslüman hem Ortodoks Hristiyanları vardı. Kalan gruptan da esir toplayarak yollarına devam ettiler.

Niğbolu Muharebesi yavaş yavaş yaklaşıyordu. Tarih 10 Eylül’ü gösterdiğinde Haçlı Ordusu’nun donanma konusunda deneyimli ülkelerinden olan Ceneviz, St. Jean Şövalyeleri ve Venedik donanmalarıyla Niğbolu Kalesi’nin önüne geldiler. Niğbolu hem liman olarak hem de korunaklı olması sebebiyle çok önemli bir stratejik noktaydı. Kale dik yamaçların üzerine kurulu liman-kaleydi. Kale kolay kolay pes etmezdi çünkü daha yeni tamir edilmiş ve sağlam bir askeri kuvvetti bulunuyordu. Türk Kumandanı ise çok tecrübeli bir asker olan Dağan Bey’di. İlk başta Fransız ve Burgundilli birlikler geldi. Kara yoluyla gelen bu birlikler kaleyi görecek şekilde çadırlarını diktiler. Diğer tarafta ise Macar Kralı ve Haçlı Ordusu ise tam zıt tarafta kamplarını kurdular. Kuşatma için  ordu hazırlıklı gelmişti ama onlar bunun farkında değildi yada düşünemediler. Geldikleri donanma da bir sürü kuşatma malzemesi ve mancınıklar bulunurken karada savaşan kumandanlar bunları almayı aklına getiremedi. Buna rağmen Fransızlar ve Burgindi askerlerin merdivenlere ve Macarların ise lağımcılara sahiptiler. Kaleye direk saldırma yerine ablukaya alma taktiğini yaptılar. Burdaki düşünceleri Padişah’ın bu kuşatmayla ilgili bilgisi olmadığı ve zaten bilgisi olsa bile buraya yetişmiyeceğiydi.Bunu düşünerek güneyde kalan kısmıma herhangi bir gözcü birliği göndermeyi düşünmemişlerdir.

Osmanlı’nın Savaşa Dahil Oluşu

Niğbolu Savaşı Fransız Arşivi
Haçlı ordusunun haberi, Yıldırım Beyazid’a İstanbul’u ikinci kez 1395 yılında geldi. Keşif için Gazi Evranos Paşa ve akıncılarını gönderen Padişah Bizans’ın da desteğe geleceğini hesap ederek az da olsa bir miktar kuvvetti burada bırakmıştır. Böylece Bizans donanmaları Tuna’yı geçemeyerek yardıma gidemedi.

Niğbolu Muharebesi öncesi Yıldırım Beyazid akıllı davranarak, ordularını birleştirmek adına Rumeli eyaletlerine yerlerinde durmalarını ve herhangi bir saldırı hareketinde bulunmamalarını ve orduların Filibe ve Edirne civarında bir araya gelmesini emretmişti. Bu emri Kara Timurtaş Paşa büyük bir ustalıkla yerine getirdi ve hem Anadolu hem de Rumeli’deki eyalet askerlerini çok hızlı bir şekilde oraya topladı. Osmanlı Ordusu ise Eylül’de başladığı yolculuğa, Ağustos ayında Niğbolu’nun güneyinde kamp kurarak sonlandırdı. Artık iki ordu da birbirinden haberdardı.


Niğbolu Savaşı Başlıyor


Padişah adının layığını verip ordusuyla 24 saat içinde Edirne’den Niğbolu Kalesi’ne gelmiştir. Geldiği zaman hemen deneyimli adamlarıyla savaş planlarını tartışmıştır.
Yıldırım Beyazid adil bir savaş istiyormuş. Hatta bunun için kumandanlarının develerle bozgun fikrini kabul etmemiştir. Kumandanları bu planda daha önce Balkanlar da daha önce görülmemiş olan develerle üstünlük sağlayacaklarını düşünmüşlerdir. Niğbolu Savaşı 25 Eylül 1396 yılında Osmanlı’nın akını ve özgüveni tam Haçlı ordusunun bozgunuyla son bulmuştur.
Savaş turan taktiğinin değişik bir versiyonu ile başlamıştır. Tamamen ağır zırhlarla kaplı Haçlı şövalyeleri, öndeki Osmanlı askerlerine hasar verdikten sonra kaçan askerleri takip etmiştir. Osmanlı ise daha önceden bir tuzak hazırlayarak atların geçemeyeceği alanlar oluşturmuşlardır. Şövalyeler bu tuzağa gelince atlarından inmek zorunda kalmışlardır ama zırhları ona fazla hareket kabiliyeti bırakmamıştır. Böylece Türk birlikleri her yerden akın etmiş, pusuya düşen Haçlı Ordusu ise ünlü komutanları Jean de Vienne dahil tamamen kıyıma uğramıştır.


Niğbolu Savaşı'nın Sonucu ve Sonrası


Niğbolu Savaşı'nde Kral Sigismund
Haçlıların geçtiği yerlerde kıyım yaptığını öğrenen Yıldırım Beyazid küplere bindi. Yere bir kazık çakarak, soylular hariç boyu bu kazıktan uzun olanları öldürdü. Çocuk yaştaki esirler affedildi  ve Türk ailelerine göndertti. Burada bu Haçlı çocukları Müslüman olarak yetiştirildi. Soylulara ise fidye istendi.
Savaş sonucu Osmanlı büyük zenginliklerle Balkanlar’dan döndüler. Vİdin Prensliği ve Bulgar Krallığı’nın tamamı tarihe karıştı. Niğbolu Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’dan atmanın artık imkansız olduğu düşünülmeye başladı.

Kırkdilim Muharebesi

Kırkdilim Savaşı Özeti
Osmanlılar ile zamanın Orta-Anadolu beyliğe sahip  olan Kadı Burhaneddin arasında 1392 yılında geçen savaşa Kırkdilim Muharebesi denir.

İki hükümdarın da düşüncesi Anadolu hakimiyetiydi bu durum tarafların çatışması için belli başlı bir sebepti.

Osmanlı kuvvetlerinin başında Şehzade Ertuğrul vardı.Geleceği parlaktı ve taht varisiydi.Karşı tarafı ise ülkenin hükümdarı olan Kadı Bhaneddin yönetiyordu.Bu iki ordu Çorum/Kırkdilim’de karşı karşıya geldi.Savaş Osmanlı için bir mağlubiyet omakla birlikte Şehzade Ertuğrul da hayatını kaybetmişti.


Kırkdilim Savaşı’nın sonucu olarak bölgede meydana gelen gerilim örnek verilebilir ve bu durum da Kadı Burhaneddin’in ölmesiyle son buldu.

I. Kosova Savaşı

I.Kosova Savaşı Özeti
Birinci Kosova Meydan Muharebesi diye de geçen  I. Kosova Savaşı, 28 Haziran 1389 tarihinde meydana gelmiştir.Taraflar ise I.Murad ve Balkan Ordusu’nu komuta eden Sırp Prens Lazar Hrebeljanović’dir.


Kosova Savaşı’ının Sebepleri


I.Kosova Savaşı’nın sebepleri arasında Osmanlı’nın Balkan politikası, Ploşnik Savaşı’nın verdiği heyecan ve Osmanlı’nın stratejik noktalar olan Niş, Manastır ve Sofya’yı kendilerinden almasıdır.Böylelikle geçen savaşın sağladığı başarıyla kalabalık bir Haçlı Ordusu kurulmuş ve Osmanlı üzerine yürünmüştür.


Kosova Savaşı Başlıyor


Osmanlı komutasında Vezir Çandarlı Ali Paşa vardı.Vezir’in ilk hedefi Bulgarlardı.Onları yendikten sonra yürüyüşe devam ederken karşısına Haçlı Ordusu çıktı.Bu olay Kosova’da gerçekleşti.Padişah I.Murad’ın okçuları ilk başta öne sürerek Sırp süvarilerinin gücünü eksiltmiştir.Daha sonra da Osmanlı piyadeleri devreye girerek düzeni dağılmış süvarilerin üzerine yürümştür.Savaş çok kanlı bir şekilde  gün boyu sürmüş ve Osmanlı tarihte Kosava Meydan Savaşı diye geçicek savaşı kazanmıştır.

Savaş bölgedeki Türk hakimeyitinin başlangıcıdır.Ayrıca savaşta Arnavutlar’dan soylu kayıpları vardır.Bazı kaynaklar savaşta Osmanlı’nın top kullandığını ifade eder ama tarih kayıtlarında o zamada herhangi bir topçu ocağı’nın olmadığını belirtmekte fayda var.



Kosova Savaşından Sonra ve Sonuçları


I.Kosova Savaşı Temsili
Bu kanlı muharebeyi en iyi anlatan kişi I.Murad’dır.Savaş sonunda bir dua ederek: “Allah bana eğer sonu böyle olucaksa bir daha zafer göstermesin” demiştir.Belki de duası kabul olmuştur onu bilemeyiz ama savaş sonunda bir Sırp Asilzadesi olan Miloş Obiliç , I.Murad’a elini öpüp Müslüman olma niyetiyle yaklaşmış ve Padişahı orada hançerlemiştir.

I.Murad’a şehit edilişinin ardından Hüdavendigar lakabı verilmiştir.Hançerlenen Padiah’ın iç organları oraya gömülmüştür.Daha sonra ise cenazesi Bursa’ya götürülmştür.

I.Kosova Savaşı Sırp Milliyetçiliği için çok önemli bir savaştır ve bizden çok onların tarihi için önemlidir.








Ploşnik Muharebesi

Ploşnik Savaşı Özeti
Ploşnik Muharebesi Osmanlı’nın ciddi anlamdaki ilk mağlubiyetidir.Kimi kaynaklara göre tarihi 1386 yada 1387’dir.Savaş, Sırbistan’da bulunan Osmanlı adıyla  Ürgüp yada orjinal ismiyle Prokuplje’de meydana gelmiştir.Savaş Sırp-Boşnak karma ordusuna karşı gerçekleşmiştir.Osmanlı ise bu yenilgiden sonra Kosava Meydan Savaşı’na kadar toparlanamamıştır.

Ploşnik Savaşı’nda Sırp-Boşnak cephesini Prens Lazar Hrebeljanović kontrol ederken, Osmanlı tarafını ise Şahin Paşa yönetiyordu.Ama bu kişinin Lale Şahin Paşa olmadığı ileri sürülmektedir.Namık Kemal’e göre bu kişi, akıncı Kula Şahin Paşa’dır.



Ploşnik Savaşı'ndan Önce


Osmanlı’nın Balkanlar’da ilerlemi ve açık şekildeki Balkan politikası Boşnakları rahatsız eder hale gelmişti.Bosna ise çözümü Sırplarla birleşip, Osmanlı’ya karşı bir savaşta görmüştü.Ama daha önceki Çimen ve Sırpındığı Savaşları’ndaki yenilgilerden sonra çevreden pek de yardım eden çıkmadı.

Ama sanılanın aksine bu ortak kuvvet o kadar da başarısız değildi.Dubravnica Muharebesin’de küçük de olsa bir akıncı birliğini alt edip moral bulmuşlardır.Bu küçük yenilgi, Osmanlı Tarihin’nde Sırbistan’da meydana gelen ilk Sırp savaşıdır.

İsmi daha sonra Ploşnik Muharebesi diye geçicek savaşın sinyalleri çoktan verilmişti.O zaman ki Osmanlı Hükümdarı I.Murad, Anadolu’da en güçlü Beylik sayılan Karamanoğlu’nu alt etmişti.Böylelikle elindeki askerleri Sıbistana yönlendirebilecekti ve öyle yaptı.Şahin Paşa’nın yanına büyük bir süvari birliği vererek Sırp topraklarına gönderdi.Aynı zamanda I.Murad ve İşondra Beyi arasında geçen bir anlaşmaya göre, eğer Osmanlı buraya asker getirtirse Osmanlı’nın himayesine girip kendisi de yardım edicekti.



Ploşnik Savaşı Başlıyor


Ploşnik Savaşı Harita
Ploşnik Savaşı biraz disiplin eksikliği ile başladı.Osmanlı Ordusu ilk başta Ploşnik’e geldiğinde karşısında kimseyi bulamadı.Ordu bir anda disiplini bırakarak yağma’ya yöneldi.Komutan Kula Şahin Paşa ise bu durumda hiçbir şey yapamayıp 20.000 lik admadan geriye emrini dinleyen 2.000 kişi kaldı.

Ama izleniyorlardı.30.000 Sırp-Boşnak karması bu fırsatı kaçırmadı.Ani bir şekilde saldırdılar.Ordunun’nun merkez bölümünde ağır süvariler vardı ve yanları ise hafif süvariler ve okçular koruyordu.Şahin Paşa ve ordusu savaşarak geri çekilmiştir.Paşa canını zor kurtarırken 18.000’lik yağma ekibi ise kendilerine gelen orduya karşı hiçbir şey yapamamış ve sadece 5.000’i kurtulabilmiştir.Ayrıca İşkodra Beyi yardım etmemiş aksine ortak kuvvetin yanında savaşmıştır.

Sırp kuvvetlerinde  Miloš Obilić yaralanmıştır.Kendisi ileride I.Murad’ı müslüman olma isteğiyle yaklaşıp hançerle öldürecek olan kişidir.



Ploşnik Muharebesi'nin Sonuçları


Yenilgi hem Balkanlar’daki devletlere bir cesaret ve özgüven getirdi.Bu ani yanilgi Osmanlı’nın devlet olarak ilerliyebilmesini geçici olarak durdurdu.Ayrıca Sırp-Boşnak zaferi başka bir savaşın nedeni oldu.1389’daki I.Kosava Savaşı’nın sebepleinden biri bu savaştır.Her ne kadar büyük bir ordu ve Ploşnik Savaşı’nın üstünlüğü de olsa Osmanlı I.Kosava Savaşı’nda büyük bir zafer kazanmıştır.








Çirmen Muharebesi-İntikam İçin Geldiler

Çirmen Savaşı İstatistikleri
İkinci Meriç Muharebesi diye de bilinen Çirmen Savaşı, bir intikam savaşı olduğunu söylemiştim.Sırpsındığı Muharebesi'nden(1364) büyük bir darbe alan Haçlılar özellikle Sırplar, 26 Eylül 1371’de günümüz de Ormenio  diye bilenen Çiemen’de tekrardan ağır bir bozguna uğramışlardır.

Çirmen Savaşı Başlıyor

 Çimen Muharebesi, Sırp Kralı Jovan Uglješa’ın Osmanlı hazırlıksız yakaldığını sanıp Edirne’ye saldırmasıyla başladı.Belkide doğru şeyi yapmıştı çünkü o zaman I.Murad gerçekten Anadolu taraflarındaydı. 
Sırp Kralı’nın karşısındaki Osmanlı Birlikleri kendisiyle kıyaslandığında gerçekten çok çok azdı.Ama bu kuvvet hem hareket kabiliyeti hemde üstün savaş taktikleri yüzünden Sırplardan daha üstündü.
Sırpsındığı Savaşı’nı da yönetmiş usta komutan Lale Şahin Paşa, Çirmen Savaşı’nda da geçen savaşa benzer bir taktik uygulamış ve gene gece saldırmıştır.Sırp Ordusu kampın içine giren atlılar yüzünden ne olduğunu anlayamadan bir anda çözüldü.Ağır kayıplar aldılar.


Çirmen Savaşı'nın Sonuçları

Çirmen Savaşı Harita
Savaşı zaferle noktalayan Osmanlı’ya yeni fetihler için kapılar açıldı.Bunların en önemlisi muhtemelen Makedonya’ydı. Osmanlı savaş sonucunda Yunanistanda bazı yerlerini aldı.Bunlar Kavala, Serez ve Drama’ydı.Balkan ülkeleri ve Bizans İmparatoru Osmanlı’nın üstünlüğünü resmen tanımış buda Balkan fetihlerini daha da hızlandırmıştır.
Çirmen Savaşı’nın en önemli sonuçlarından biri ise Sırbistan’ın Osmanlı-Türklerinin himayesine girişinin kabul edilmesidir.





#SOMA











Sırpsındığı Savaşı-Sırpların Kırılma Anı

Birinci Meriç Muharebesi diye de geçen Sıspsındığı Savaşı,  Haçlı Birlikleri’nin Osmanlı’ya karşı başlattıtığı ve Balkanları Türklerden temizlemek amacını taşıyan bir muharebedir.1364’de başlayan savaşa Macar Krallığı, Eflak Prensliği, Bulgar Krallığı, Sırp İmparatorluğu ve Bosna Prensliği, Papa V. Urban’ın kışkırtmasıyla  Osmanlı’ya karşı birleşmişlerdir.


Sırpsındığı’nın Anlamı


Sırpsındığı Savaşı’nının iki anlamı vardır.İlki savaşın geçtiği yer olan Edirne/Sarayakpınar’ın önceki isminden aldığı söylenir.Bir diğer anlamı ise “Sırpların bittiği savaş”dır. 


Savaş İle İlgili Tartışmalar


Savaş hakkında tartışmalar halen devam etmektedir.Bazı kaynaklara göre bu savaşla çok karşılaştırılan yada karıştırılan “Çimen Muharebesi”nden önce olduğu hakkındadır hatta bu savaşaın sebebide Sırpların, Sırpsındığı Muharebesi’nin öcünü almak istemesi diye tahmin edilir. Kanıtı ise Papa V. Urban’ın Çimen Muharebesi’nin meydana geldiği zamanda çoktan öldüğü ve Çimen Muharebesi’nin yapıldığı yer ile ilgili tutarsızlıklardır.

Genellikle bir grup yabancı tarihçi ise bu iki savaşın aynı olduğunu söylemektedir.

Başka bir grup ise bu savaşın gerçek Sırpsındığı Savaşı olmadığını, gerçeğinin Çimen Muhaberebesi olduğunu iddia eder ve bu savaşın 1. Meriç Savaşı denmesini savunur.Bu arada Çimen Savaşı’na 2.Meriç Savaşı da denildiğinin bilinmesinde fayda var.

Sırpsındığı Savaşı'nın Sebebi


Edirne, Türkler tarafından fethedildiğinde(1361) büyük ekonomik yollardan biri olan İstanbul’a uzanan yol kapanmıştı.Bunla birlikte Osnmalı’nın iskan politikası yüzünden bölge hızla türkleşiyordu.Aynı zamanda, Filibe Osmanlılar tarafından fethedildiğinde(1363) buradan kaçan ve Sırplara sığınan bir üst kademeli kumandanın sürekli Osmanlı korkusu da bu savaşa etkendir.

Böylece özellikle dönemin Papası V.Urban’ın yoğun uğraşlarıyla Krallıklar ve Prenslikler bir olup Haçlı Ordusu meydana getirdiler.Böylelikle Osmanlı Tarihi’ndeki kendisine karşı oluşturulan ilk Hristiyan kuvvet devreye girdi ve Sırpsındığı Savaşı başlamış oldu.

Savaş

Macar Kralı I.Lojos idaresindeki kaynaktan kaynağa değişen 30.000-60.000 arasındaki asker Edirne’ye doğru gelmeye başladı.

Osmanlı birlikleri ise Trakya civarında konuşlanmıştı en fazla 12.000 civarındaydı.Ordunun komutasında bulunan Lale Şahin Paşa, dönemin Hükümdarı I.Murad’dan bu durum için yardım talep etmiş ancak I.Murad, Bizans zamanında buraya gelen ve asilik çıkarıp Karabiga Kale’sinde bulunan Katalan Paralı Askerleri’yle savaşmaktaydı.Lale Şahin Paşa’ya düşmanı oyalama emri verildi.Paşa ise emrinde yetenekli askerlerden biri olan Hacı İlbey’e hızlı birliklerinden birini verip düşmaını Meriç Nehri’ni geçirtmeme emri vermişti.

Ancak Haçlı kuvvetlerini bu kadar az adamla durdurmak tabiki imkansızdı.Nehri geçen Haçlılar savaşı çoktan kazandıklarını düşünüp Edirne’ye girebilecekken Meriç Nehri’nin kıyısında biraz eğlenmek için duraksadılar.Görevini yerine getirememiş olan Hacı İlbey artık emirleri yok sayarak akıl oyunları yapmaya başlamıştır.Örnek verilirse kendi askerlerine fazladan meşale tutturarak adam sayısını fazla gösterme tarzı hareketler yaptı.Bu şekilde düşmana gece saldırdı.Askerleri genellikle hızlı askerlerdi.Yani geceden kalan eğlence sarhoşluğuyla da korkan Hristiyan kuvvetler, Osmanlı’nın tüm ordusunun geldiğini zannedip geriye doğru kaçmaya başlarken çoğunu Meriç’in sel suları aldı götürdü.



Savaşın Sonuçları


Sırpsındığı Savaşı’nın sonunda Osmanlı’nın batısı yani Edirne ve Batı Trakya artık daha emniyetli bir yer oldu.Savaşın isminden de anlaşılacağı gibi Macarların, Balkanlar üzerindeki etkisi sona ermişti.Böylelikle Meriç Nehri’ni artık Türkler kontrol ediyordu.

Savaş sonrası Bulgar İmparatorluğu’nun yıkılması daha da erkene çekildi.Ülke Osmanlı tarafından vergi verilmeye zorlandı.
 
Osmanlı, tarihindeki ilk Hristiyan kuvvetlerin toplamı diye bilinen Haçlı Ordusu’na karşı mücadelesinde zaferle çıktı.Bu durum onun Balkanlar üzerindeki gücünü artırarak daha hızlı yayılmasını sağladı.Ayrıca bu ağır yenilgi sonucunda Sırpların intikam isteği yüzünden Çimen Savaşı’nın sebebi oldu.

Ayrıca tam doğruluğu kanıtlanmamış bir bilgiye göre Hacı İlbey, Lala Şahin Paşa tarafından ya emrine uymadığı yada bu denli kküçük kuvvetle böyle bir başarıyı elde edip, kendini küçük düşürdüğü için zehirlenmiştir.


Sırpsındığı Savaşı bu yönleriyle önemli bir savaş olarak bilinir.

Büyük Veba Salgını-Ortaçağda Kıyamet-III

1665'de veba vakaları
Büyük veba salgını konulu yazı dizimin son kısmına geldim.Umarım keyif alarak okumuşsunuzdur.

Ortaçağda Salgından Korunma Yolları

16. yüzyılda kara veba hastadan hastaya bulaşıcı bir zehirle bulaştığı sanılıyordu.Hastalığı kapmak için hastayla fiziksel temas veya hastanın kullandığı kıyafetlerden biriyle temas etmek yeterli inanışı vardı.

Büyük veba salgını sırasında karantina politikası çoğu ülkede uygulanıyordu.Başta İngiltere de olmak üzere bu kişiler ya evlerine kapatılıp yada hastalıklı kişiler için yapılan “veba evleri”ne götürülüyorlardı.Oysa eğer vebanın gerçek yayılış şeklini bilseler asla bunu yapmazlardı çünkü bu durum pirelerle insanları daha da kaynaştırıp çözüm değil sonu hızlandırıyordu.

Aynı zamanda o zamanın  uzman isimleri bu vebalılara bakanların sonunu biliyordu ama hastaların iyileşmesi için birkaç kayıp olması lazım düşüncesindeydiler.Oysa salgın kontrol etmek için sıçanları kontrol etmek gerekiyordu ve sıçanlarda kontrol edemedikleri için karantina için uğraşmaları boşundaydı.Kara ölüm bu şekilde durdurulamazdı.


Vebada yaşamaya tutunanlar
Büyük veba salgını sırasında gemilerde bu karantinadan nasibini alıyordu.Eğer gemide vebalı birisi varsa, gemiyi hemen özel izole ettikleri limanlara yanaştırıp buradaki yolcuları ise bir süre dışarı salmıyorlardı.Bunlarda faydasızdı.Örnek vermek gerekirse 1720 yılındaki Grand Saint Antoine adlı yolcu gemisi Marsilya’ya yanaştığında gemiden sekiz tayfa ölmüştü.Gemiyi şüpheli bulup karantinaya alan yönetim belki doğru olanı yaptıklarını sanıyorlardı ama salgın şehre yayılınca bunun boş olduğunu anladılar çünkü gemideki mallar boşaltıldığı zaman salgın oradaki insanlara çoktan yayılmıştı.Venedik te bu karantina kanununu en sert uygulayan ülkelerden bir tanesiydi hatta bu yasaya uymayanlar idam cezasına çarptırılırıyordu ama buna rağmen o da paçayı kurtaramadı çünkü kime sıçanları hesaba katmıyordu.


Büyük Veba Salgını Nasıl Son Buldu ?

Artık Avrupa birçok salgın görüp geçirmiş ve kara veba kıtadan ayrılmıştır.Londra 1666 yılında biten ve 11 yıl süren son salgın yangınla bitmiştir.Buda o zamanda ateşin salgın mikroplarını yok ettiğini düşündürtmüştür.Daha sonra ise daha temiz, daha büyük ve tuğladan yapılan evlerden oluşan caddelerde sıçanların yaşayamadığı sonucuna varılmıştır çünkü orta çağın temizlik anlayışı gerçekten bunu tam zıttıydı.

Veba zamanında sokaklar
Ama şehirlerin temizlenmesi ve salgının durması arasındaki teori ise tam olarak doğru kabul edilmez çünkü gene büyük veba salgını kadar olmasa da küçük çaplı salgınlar aynı şehirlerde görülmüştür.

Eğer yeni bir salgın haberi gelirse bu haber genellikle kıtanın doğusundan gelmeye başladı.Salgının yayılmasına direnç olduğu inkar edilemez.Çünkü salgın beliriş süresi ve yayılma alanı arasında ters orantı vardı.

Burdaki diğer faktör yani sıçanların etkisi 19. yüzyılda ortaya çıktı.Salgının yayılmasını sağlayan kara sıçan hemen hemen soyu tükenmiş onun yerine kuzeni olan kahverengi sıçan gelmiştir.Kahverengi sıçanın, kara sıçandan farkı ise insanların olduğu yerde fazla yaşamamasıdır.Bu teorinin de yanlışlığının kanıtlanması uzun sürmemiştir.

Kahverengi sıçanın göç yolu batıya doğruyken , salgının yönü ise doğuya doğrudur.Ayrıca kahverengi sıçanların ülkelere geliş tarihleri ve salgının başlama tarihleri birbirine uymuyordur.

Kara vebanın sona ermesi hakkında başka teoriler üzerinde çalışılmış özellikle kara sıçanların doğal seleksyonla vebaya karşı direnç kazanmaları ve böylece pirelerin kan emmek için başka konağa ihtiyaç duymaması, vebanın dirençsizleşmesi ve son olarak sıçanların vebaya karşı direnç kazanması.

Evet büyük veba salgını hakkında toparaybildiğim tüm kaynaklardan bilgileri sizin için toparlardım umarım yardımcı olmuştur.


Büyük Veba Salgını-Ortaçağda Kıyamet-II

Veba salgını temsili
Büyük veba salgınıyla ilgili yazı dizim devam ediyor.Yazımın ikinci kısmına hoşgeldiniz.


Salgını Nereden Geldi?


Hastalık o zamanın büyük ölçüde kullanılan ticaret yollarından ola İpek Yolu’ndan Avrupa’ya yayıldı.Çin’den Avrupa’ya getirlişinin öyküsü buydu çünkü Çin’de de veba sık karşılaşılırdı.
İlk veba salgını ise yine İpek Yolu üzerinde bulunan Volga yakınlarındaki Saray ve Astrahan’da  1346 yılında ortaya çıkmıştır


Büyük Veba Salgını Nasıl Başladı?


Kara vebanın Orta Asya kökenli olduğu sanılıyor çünkü bu bölgede yaşayan sıçanların kürkü Avrupa’da büyük rağbet görüyordu.Burdaki kürk tüccarları ise bu ölü veya ölmekte olan sıçanları toplayıp kürklerini Avrupa’ya gönderiyorlardı.Bu balyalar ilk olarak deniz yolu üzerinden Astahan ve Saray’a gelince, kürklerin üzerinde bulunan açlıktan kıvranan vebalı pireler canlıları ısırmaya başladılar ve böylece büyük veba salgını yani kara ölüm başlamış oldu.

Veba salgınında panik anları
Salgın Don Irmağı’ndan başlayarak Karadeniz kıyılarını dolaşarak o zamanın büyük limanlarından olan Kaffa’ya geldi.Burdaki kemirgen özellikle sıçan sayısı Kara veba’nın yayılması için biçilmiş kaftandı.Buradaki sıçanlar Avrupa ticaret gemilerinde yaşadıkları için salgının Avrupa’ya inmesi geç olmadı.

Kara ölümün yayılması için ticaret gemilerinden  daha elverişli bir ortam yoktu.Geminin içindeki bir sürü sıçan gemi tayfasının uyumasıyla ortaya çıkar ve her yere pire saçarlardı.Sıçanların hepsi vebadan ölünce ise aç kalan pireler insanları ısırır ve böylece tayfa da veba kapıyordu.

Bu sebeplerden dolayı 1347 yılında kara veba özellikle Kuzey İtalya’da bulunan Ceneva limanı ve Kaffa limanı arasındaki limanlarda başladı.Bu limanlar arasında bulunan o zamanın büyük limanlarından olan İstabul’daki Galata limanı ve Sicilya’da bulunan Messiana limanları büyük veba salgının patlamasına önemli ölçüde yarar sağladı.

O zamanın Bizans İmparatorunun oğlu bile salgında etkilenip öldü.Aynı imparator salgının Anadolu kıyıları , Ege Denizi’ndeki adalara gibi krallığı dahilindeki birçok yere nasıl yayıldığını ve halkının çoğunu nasıl kaybettiği hakkında önemli bilgiler kaydetmiştir.

Veba doktoru
Sicilyada’ki liman olan Messina da ilk belirtiler 1347’nin Ekim ayında meydana geldi ve sonra kısa süre içinde tüm Sicilya adasına yayıldı.Büyük veba salgını yayılmaya devam edip Sicilya adasından ticaret yapılan Tunus’a geçti ve oradan da Tunus’a yakın olan Sardunya Adası’na ve sonrada İspanya’ya geçti.

Önlemler alınmadı değildi.Cenovalılar çok sert bir önlem alarak doğudan gelen kendi gemilerindeki vatandaşları kıyıya yaklaştırmadı.Bu gemiler ise başka limanlar arayarak yakın italyan limanlarına gitti.Böylece salgının yayılma ivmesi daha da arttı.

Veba salgını Kahire, Şam gibi Akdeniz bölgesinde bulunan büyük şehirlere ise 1347 yılında İpek, köle ve kürk gibi eşyalar taşıyan ticaret gemileri sayesinde geldi.Diğer büyük ülkeler için kronolojik sıra şöyledir :
-1348 Fransa, İngiltere, İskandinavya
-1348 Almanya, Danimarka
-1351 Polonya
-1352 Rusya

Kara Ölüm 4 yılın ardından başladığı yer olan Rusya’ya geri gelmiş ve Batı Avrupa’da ise yavaş yavaş durulmuştur.


Büyük Veba Salgınından Sonra


Veba salgınında yardım dilenen halk
Kara vebadan birçok kişi ölmüştü ve ölenler akrabaları  miraslarına sahip olarak büyük servete eriştiler ve yüksek mevkiye sahip olup vebadan ölenlerin yerlerine de yine akrabaları yerleşti. Ama bu olay uzun sürmedi çünkü Almanya’dan bir salgın haberi daha geldi yıl 1356’yı gösteriyordu.

14. yüzyılın sonuna kadar veba Avrupa’yı bırakmayıp çok az aralıklarla küçük salgınlar yaşandı.Bu olaylar çok büyük çaplı olmasa da yine nüfusu büyük ölçüde etkiledi.


Avrupa nüfusu kendisi ancak 16. yüzyılının sonunda toparlayabildi.Avrupa kıtasındaki veba salgınlarının sonuncusu 1720-1722 yılında Fransa’da meydana geldi her ne kadar kara ölüm kadar kayıp olmasa da hemen hemen yüz bin kişi öldü.

Büyük Veba Salgını-Ortaçağda Kıyamet I

Salgında bir hekim
Büyük Veba Salgını, 1346-1352 yılları arasında Avrupa’da sadece 20 milyon tüm dünyada ise 75 milyon kişinin öldüğü o zamanın popülasyonuna  göre bir kıyamet niteliğinde bir olaydı.Daha önce de veba salgınları olmuştu. Örnek vermek grekirse Roma zamanında yaklaşık bu tarihten 750-800 yıl önce İmparator Justinyen zamanında sonra 200 ve 400 yıl sonra da kara ölüm Avrupa’yı vurmuştu.Ama hiçbiri bu kadar yıkıcı ve ölümcül olmamıştı.Bu olayın biraz derinlerine bakalım isterseniz.






Büyük Veba Salgınında Hastaların Durumu


Salgın zamanında ölüm oranları yaklaşık %70-75 civarında idi.Eğer kişiye bulaşırsa ortalama 5 günde ölüm geliyordu.Hastalığın genel belirtileri lenf bezlerinde şişmeydi.Özellikle kasık ve koltuk altlarında büyüyen lenf bezleri hastaya çok acı veriyordu.Vebanın bu türüne”bubonik veba” denmiştir.Çünkü bu lenflerdeki şişliklere “bubon” denirdi.

Veba salgını temsili
Bubonlar belirir ve ardından ortalam 3 gün içinde yüksek ateş, dolayısıyla sayıklamalar ve en önemlisi deri altında siyah bir görünüm almasını sağlayan kanamalar gelirdi.Unutmayın bu salgının bir diğer ismi de kara vebadır.Ortağçada bubonların git gide büyümesiyle ve hsta daha sancılı hale gelmesinden sonra bubonlar patlatılır ve içindeki irin dışarı akıtılırdı.Bubonları patlatmak hasta için ölüme eşdeğerdi günümüze gelen bilgilere göre bile ölüye yakın hastalar bile bu patlatmayla çığlıklar atar ve debelenirlerdi.O zamanki doktorlar bubonların patlamısını iyiye yorarlardı çünkü ölenlerin yarısısından çoğu daha erken bubonları patlamadn öldüğü için bu olay hastanın içinde hala savaşabilecek gücün olduğunun simgesiydi.

Büyük veba salgınındaki  veba mikrobu direk olarak hastanın kanına girierdi.Bu durum ahstalarda kısa zamanda ölüme, şok ve büyük miktarlarda kanamaya yol açardı.Bu türe “septisemik veba” denirdi.Başka bir türü de “veba zatüresi”dir.Bu türde ise hasta zatüreden dolayı kanlı balgam çıkara çıkara ölürdü.
  

Büyük Veba Salgını-Nasıl Yayılıyordu ?


Temel nedeni bilgisizlik ve cahillik ve pislik.Veba, insanlara mikroplu sıçan ve pireyle bulaştı ama insanlar malasef bunu bilmiyordu.Genellikle insanlar tarafınadan o zaman ki burç durumuna ve kötü bir ortamdan kaynaklandığı düşünülüyordu.Daha bağnaz ve skolastik düşünceye bağlı olanlar ise hastalığın sihir, cadı ve diğer dinler tarafından kendi dinlerine kasti bir saldırı olarak düşünüyorlardı.Kara ölüm için her din bir başkasını suçluyordu.

Veba salgınında bir şifacı
Mikrop ise 1894’te Alexandre Yersin adında bir mikrobiyolog tarafından buldu ve ismini “Yersina pestis” koydu.Bu mikrop dünya üzerindeki hemen hemen tüm kemirgenlerin biraz taşıdığı ve bir başka kemirgene ise pire yoluyla geçtiği anlaşıldı.Büyük veba salgınındaki bubonik veba da bu pirelerin insanı ısırmasıyla bulaştı.Çok az da olsa vebalı kişi konuşurken veya öksürürdüğü zaman tükürükler başka insana sıçrayarak bulaşır ama temel bulaşım yolu pirelerdir.Bu nedenle veba salgını bölgedeki tüm vebalı fareler öldüğünde bir yavaşlama eğrisine girerek yavaş yavaş ortadan kaybolur.

Dediğimiz gibi kara vebanın insanlar arasında yayılabilmesi için önce kemirgenlerin veba geçirmesi gerekir.Bu durumda insanlar ve sıçanların iç içe bir ortamda yaşaması gerekir.Ortaçağı gözümüzün nüne getirdiğimizde bu durumun hem taşra hem şehir bölgelreinde böyle olduğunu görürürüz.Büyük veba salgınında bunun rölü ise çok büyüktü.

Koyunhisar Muharebesi-İlk Osmanlı-Bizans Çarpışması

Koyunhisar Savaşı temsili
Diğer adıyla Bafeus Muharebesi diye de bilinen Koyunhisar Muharebesi, ilk Osmanlı-Bizans savaşı diye bilinir.18-27 Temmuz 1302 tarihinde meydana gelen savaşta galip gelen taraf Osman Bey komutasındaki Türklerdir.


Koyunhisar Savaşı’ın Nedeni

Sebebi, Bizanslıların, Osmanlı güçlerinin İzmit’e gelmesi korkusudur.Böylece o bölgedeki Bizans Tekfurları bir araya gelerek ilk başta kendileri Osmanlı Beyliği’ne savaş açmışlardır.


Bafeus Savaşı’ın Yeri

Savaş,  bugünkü ismiyle Hamidiye Köyü diye de bilinen Bursa’ya bağlı Koyunhisar’da meydana gelmiştir.


Savaş


Koyunhisat Savaşı Özet
Osmanlı Beyliği’ne karşı birleşen Bizans Tekfurları- ki bunlar Atrona, Kite ve Ketel Tekfurları- ve Bursa Valisi’ydi.Dönemin Bizans İmparatoru II. Andonikos Palaiologos da bu olaya destek çıkarak yaklaşık iki bin den fazla asker göndermiştir.Her ne kadar Bizans sağlam bir güç toplamış olsada Koyunhisar’dan (Baphaeon) Osmanlı Beyliği galip çıkmıştır.
Koyunhisar Muharebesi, bir yıpratma savaşı gibi geçmiş ve Bizans güçleri fazla zarara uğramadan dağınık bir şekilde de olsa İzmit taraflarına geri çekilebilmişlerdir.Ama Osmanlı Beyliği’nde ise üzücü bir kayıp vardır.Osman Bey’in yeğeni olan Aydoğdu Bey savaşta ölmüştür.Aydoğdu Bey’in kabri hala Koyunhisar’dadır.


Önemi ve Sonuçları

Savaş hem politik hem siyasi hem de askeri sonuçları açısından çok önemlidir.
İlk olarak Bizans Devleti bölgedeki Osmanlı Devlet’inin gücünü kendisi farkına varmış ve kabul etmiştir.Ayrıca savaşta Bizans Tekfurları yenildiğinde Bizans’ın önemli güçlerinden birini kaybetmiş ve devlet iyice zayıflamıştır.
Koyunhisar'ın yeri
Osmanlı Devleti kendi ülkesine toprak katarak, Bursa’yı kuzey tarafı dışında 3 yöndende çevrelemişlerdir.
Savaş Destansılaşmış ve tüm Anadolu’ya yayılmıştır.Osman Gazi bir kahramana dönüşmüştür. Tüm Anadolu’dan akın akın Osmanlı Ordusu’na katılmak için insanlar geliştir.
Ayrıca ülke beylikten, devlet ünvanını yine Koyunhisar Muharebesini’de elde etmiştir.

Büyük Asoka-Pişman Olan İmparator


Asoka(M.Ö. 300-232) hem Hint tarihihinin kabul edilen en büyük İmpaqratoru ve Budizim tarihinin de kilit isimlerden biridir.


Asoka Kimdir ?


Hint İmparatoru, Maurya Hanedanlığı’nın 3. kuşak yöneticisiydi ve aynı zamanda Şandragupta Maurya’nın yani hanedanlığın kurucusunun öz torunuydu.Asoka’nın dedesi Şandragupta, İskender’in büyük seferi öncesinde Kuzey Hindistan’da büyük fetihler gerçekleştiren ve Hint Tarihi’nde ise ülkenin ilk imparatorluğunu kuran genarellerden birisiydi



Asoka’nın Pişmanlığı


Hint İmparatoru’nun doğum yılı kesin olarak bilinmese de tarihçiler M.Ö. 300 civarlarında kabul ediyor.Hanedanlığın başına M.Ö. 273 yılında çıkan Asoka, dedesinin yolundan giderek askeri fetihlerle ülkenin topraklarını büyütmeye çalıştı.

Hint İmparatoru tam bir gaddardı.Ele geçirdiği yerlerde büyüm kıyımlar gerçekleştiriyordu.Hükümdarlığının 8. yılında Asoka, Hindistan’ın doğu kesimlerinde bulunan Kali-ga devletini de yendi.Savaş alanını gezerken bir annenin feryadı ile irkilen Hint İmparatoru ne yaptığının farkına vardı.Savaşta 100.000 kişi ölmütü ve bunda fazla da yaralı vardır.Asoka o anın verdiği vicdan azabı ile tövbe etti.

Asoka’nın Sonraki Yaşamı

Hint İmparatoru Hindistan’ı ele geçirme işini yarıda bıraktı.Budizm’i dini olarak kabul etti.Dharma öğretilerini yani şiddet karşıtı, merhameet ve dürüstlük içeren felsefesiyi benimseyerek ona göre hareket etmeye başladı.

Avcılığı bırakan Asoka, aynı zamanda vejeteryan da oldu.Ama en önemlisi ülke politaksının değiştirirerek fetihten, insana yönelik siyasete geçmiştir.Ülkede çok sayıda hastane açmıştır.Aynı zamanda her canı kutsal saydığı için hayvan barınakları kurdurtmuştur.Feih zamanındaki birçok katı kural ve kanunları fesh etmiştir.Çeşmeller, yolcular için yollar yaptırmıştır.

“Dharma Görevlileri” diye bir grup oluşturan Asoka’nın amacı insanlara inancı öğretmek ve insan sevgisini anlatmaktı.

Yeni kurulan huzur imparatorluğunda her dinden ve her kesimden insana vardı.Ama Asoka genellikle Budizm’e yönelik bir politika izledi.Bu huzur ortamında Budizm’e inanların sayısının artmaması elde değildi.Ayrıca Hint İmparatoru  birçok ülkeye de Budist misyonerlerini göndermiştir.
  

Asoka Fermanları


Hint Kralı, yaptıkları şeyler unutulmasın diye yaptıkları işleri ve uyguladığı politikayı krallık çapında sütunlara ve duvarlara yazılmasını emretti.Hala birçoğu ayakta olan bu fermanlar bulundukları yerler itibariyle krallığın sınırları hakkında önemli bilgiler vermktedir.Aynı zamanda muhteşem birer sanat eseri olan bu fermanlara “Asoka Sutünları” da denmektedir.


Son Söz


İmparator’un ölümününden 50 yıl sonrasında İmparatorluk toprakları bölündü ve parçalandı.Ama pişman imparator’un dünya üzerindeki etkisi hala sürmektedir.

Hint Kralı tahta çıktığı zamanlarda Budizm küçük bir dinken(sadece Kuzey Hindistan), öldükten sonra Budizm neredeyse tüm Hindistan ve sırasıyla tüm komşu ülkelere yayılmıştı.Asoka, Budizm’in yayılmasında Gauntama Buda hariç en önemli etkiye sahiptir.










Talas Savaşı-Türkler Açısından Önemi


Türklerin İslam’la tanıştığı ünlü Talas Savaşı’nı mutlaka duymuşsunuzdur.Araplarla, Türklerin omuz  omuza Çinlilere karşı yaptığı bu muharebenin etkileri ise savaştan daha önemlidir.

Savaş

Çin’in o zamanki hükamdarı olan Tang Hanedanlığı’nın lideri Hivang-Çang o zamanki Taşkent’i ele feth etmek için hazırlıklara başlamıştı.Şaşkent o zamanlar Hanoğulları’nın elinde bulunuyordu.Sefer Çnliler açısından başarılı geçip Taşkent alındığında Bagatur-tudun (Taşkent’in hükümdarı) esir alılnarak Çin İmparatoru’na götürüldü ve öldürüldü.Yaklaşan savaşın sinyalleri verimiş oldu...Efsanevi Talas Savaşı.

Bagatur-tudun’un oğlu Tüen-en intikam için tüm türk boylarına haber saldı.Ama çağrıya çoğu boy cevap veremedi, çünkü Göktürkler yeni yıkılmış ve Türkler kendilerini daha toparlayamamıştı.Tüen-en Çinlileri tek başına yenemiyeceklerinin farkındaydı ve Araplardan yani o zamanki Abbasilerden yardım istediler.

Çağrıya cevap geldi ve Abbasiler Ziyad Bin Salih komutanlığında yardıma gedli.Birleşen iki ordu Çin üzerine yürüdü.Ama Çinliler bu durumdan çoktan haberleri vardı ve hazırlıkları tamdı.

100.000 kişilik Çin ordusu Talas’a geldi ve düşmanları da orda bekliyordu.Talas Savaşı başlamıştı. Savaş taürdü.Savaşın bitirişi darbesini son günde Kaluklar yaptı. Düşmanın tram arkasından dolaşarak ağır bir darbe indirdi ve Çinliler canlarını zor kurtararak kaçtılar.Savaş sonucu ise Çinliler için tam bir katliamdı.50.000 ölü ve 25.000 esir vardı.

Sonuçları

Talas Meydan Savaşı 3 ulus içinde önemli etkilere sahiptir.Öncellikle Çinliler, Orta Asya’yı rahat bırakarak uzun bir süre yaklaşık 1300 yıl boyunca Tiyenşan(Tanrı Dağları)’nın batı tarafıyla uğraşmadılar böylelikle Batı Türkistan biraz nefes alabildi.

Türk boylarından olan Karluklar ise zaferden 15 yıl  kadar sonra(766 yılında) , Orta Asya boyunca Rahat bir şekilde devletlerini kurup geliştirdiler.Abassiler ve Türkler arasındaki ticaret gelişmiş ve samimi bir dostluk da ortaya çıkmıştır.

En önemlilerden İslam Türkler arasında tanınmaya başlamış.Kendi dinlerine yakınlığından dolay İslam kolaylıkla benimsenmiş ve binlerce Türk İslam’ı dini olarak kabul etmiştir.

Türkler, Çinlilerden öğrendiği kağıt sanatını Araplara anlattı.Böylelikle ünlü Arap kağıtları Semerkand’tan Akdeniz ve Orta doğuya gitti sonra ise tüm dünyaya yayılarak kültüre büyük katkı yapmışlardır.Talas Savaşı bu açılardan Türk,İslam ve Çin tarihi için çok önemli bir muharebedir.


Afyon Savaşı-Eskiye Karşı Modern


1839da başlayan ve 3 yıl süren ismi “Afyon Savaşı” diye geçen olayın bir diğer ismiyle “Ok Savaşı” nedenini duyunca çok şaşıracaksınız. Adı üzerinde afyon.

Tabiki İşler bu kadar basit değildi.Afyon Savaşı Çin hükümetinin ülkeye kaçak olarak getirdikleri afyonun yasaklanması ve sert tedbirler alınmasından sonra İngilizlerin, Çin’e karşı başlattığı savaştır.

Savaş’ın Sebebi

19. yüzyılın başlarında Çin’e bişey satmak imkansızdı.Hükümetin uyguladığı ticaret politikası bunu engelliyordu ve ülkeyi bir Pazar sömürgesi olmaktan koruyordu.Çin’İn Kanton adlı Pazar yeri vardı.Yabancı tüccarlar sadece burada alışveriş yapabiliyordu.Genel olarak burdan çay satın alınırdı.Çinliler ise hiçbir şey satın almazdı çünkü Avrupalıların herhangi bir ürününe ihtiyaç duymazlardı ve para birimi olarak sadece gümüşü kabul ediyorlardı.19. yüzılın başlarında ise İngiliz tüccarlar ülkeye kaçak yoldan afyon sokmaya
başladılar.Bu bilinmeyen uyuşturucu büyük talep gördü ve çok süre geçmeden halkın yarısından fazlası afyon bağımlısı olmuştu.

Afyon Savaşı’nın çıkış sebebi ise Çin İmparatoru’nun bu olaydan rahatsız olup Kanton’daki tüm afyonları toplatılması ve yakılmasını emretmiştir.Kendi tüccarlarından bu işle uğraşanların hepsini astırmış ve bunun gibi sert politikalar uygulamıştır.İngiliz tüccarlar il başta elindeki afyon sandıklarını teslim etmek istememiş ama sonra İmparatorun işkenceleri yüzünden ellerindeki sandıkları teslim etmişlerdir.Bugünkü dğeri trilyonlarca dolar olan sandıkları.

Savaş

İngizlerin yanıtı gecikmedi.Bahane bulmak zor olmadı.Çinlilerin elindeki bir İngliz tutuklunun kendilerine iade edilmesi talebinin reddi üzerine Afyon Savaşı başlamış oldu.Savaş İngilizler için hiç mi hiç zor olmadı, çünkü Çinlilerde kılıç,ok ve basit misket tüfekler varken İngilizlerde moden tüfekler ve toplar vardı.Çok küçük bir birlikle savaşı İngilizler kazandı.

Savaşın Sonucu

1842’de biten savaşın sonucunda Nanking Antlaşması yapıldı.Bir yıl sonra’da Bogue Ek Antlaşmas yapıldı.Antlaşmanın şartları ağırdı.Yüklü bir savaş tazminatı, bazı limanları yerleşim ve ticaret için İngilizlere verilmesi ve İngilizlerin hukiki hakları.Savaşın sonunda diğer ülkelerde aynı hakları elde etmek için ülkeye gelmiştir.

Afyon Savaşı, Asya’daki tüm topluluklar için bir ders olmuştur ve nasıl hareket etmeleri gerektiği hakkında önemli bir ders olmuştur.Bu savaş hakkında bir film de çekilmiştir.